Kayseri’nin Soğuk Sabahlarında Aklıma Takılan Bir Soru
Kayseri’de sabahlar hep sert olur. Hava yüzüme çarparken, sanki düşüncelerimi de keskinleştirir. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı soruların peşinden çocuk gibi koşuyorum. En çok da tek bir cümle aklımı kurcalıyor: “Kiliselerde Allah’ın evi mi?”
Bunu ilk kez yüksek sesle sormadım. İçimde, kimse duymadan defalarca söyledim. Bir defter sayfasına yazdım, sonra çizdim üstünü, sonra tekrar yazdım. Çünkü bazı sorular insanın içinde büyüyor, cevap buldukça küçülmüyor, aksine daha da genişliyor.
O sabah işe gitmek için evden çıkarken, Erciyes’in tepesi sis içindeydi. Sanki dağ bile kendi içinde bir şeyleri saklıyordu. Ben de saklıyordum. İçimde hem merak hem de hafif bir tedirginlik vardı. Çünkü din, ibadet, mekân… Bunlar hep ciddi, dokunulmaz şeyler gibi öğretilmişti bana. Ama ben artık sadece öğrenmek değil, hissetmek istiyordum.
Çocuklukta Başlayan Karşılaştırmalar
Herkese merhaba! Bu yazımızda “Kiliselerde Allah’ın evi mi” hakkında bilinmesi gereken önemli noktaları ele alıyoruz.
Küçüklüğümde camiye gittiğimde hissettiğim şey çok netti: düzen, sessizlik, bir ağırlık. Her şey tanıdık ve güvenliydi. Ama televizyonda ya da şehir dışına çıktığımızda gördüğüm kiliseler hep başka bir dünyaya ait gibiydi. Yüksek tavanlar, vitraylar, sessizlikten farklı bir sessizlik…
O zamanlar babama sormuştum:
“Baba, orası da Allah’ın evi mi?”
Bana uzun uzun bakmış, sonra kısa bir cevap vermişti: “Herkesin inandığı yer kendine göre.”
O cevap beni tatmin etmemişti. Çünkü çocuk aklımla “ev” tek olmalıydı. Allah’ın evi de tek olmalıydı. Ama dünya büyüdükçe, evlerin de çoğaldığını fark ettim. İnsanlar farklı şehirlerde, farklı sokaklarda yaşıyor. Peki ya inanç?
Bu soru yıllar içinde içimde bir taş gibi kaldı. Ne tamamen yok oldu ne de tamamen büyüdü. Sadece oradaydı.
Kapadokya’ya Yolculuk ve Sessiz Bir Kilise
Bir sonbahar günü, arkadaşlarımla Kapadokya’ya gitmeye karar verdik. Kayseri’ye çok uzak sayılmaz ama insan oraya gidince sanki başka bir zamana geçiyor.
Gökyüzü açık, toprak kızıl, rüzgâr hafifti. Peribacalarının arasında yürürken içimde garip bir hafiflik vardı. Sanki dünya biraz daha yavaş dönüyordu.
Sonra küçük bir kaya kilisesine girdik.
Kaya İçine Oyulmuş Sessizlik
İçeri adım attığım an, dışarıdaki ses tamamen kesildi. Ne araba sesi ne insan kalabalığı… Sadece taşın içinden gelen derin bir sessizlik.
Duvarlarda eski freskler vardı. Renkler solmuştu ama hikâyeler hâlâ oradaydı. Bir an durup baktım. İnsanların yüzyıllar önce burada dua ettiğini düşündüm. Ellerini kaldırmış, gözlerini kapatmış, belki de benim şimdi sorduğum soruları sormuşlardı.
Kalbim hızlı atmaya başladı. Garip bir duygu içindeydim: hayranlık, huzur ve hafif bir yabancılık aynı anda.
İçimden tekrar o soru yükseldi:
“Kiliselerde Allah’ın evi mi?”
Ama bu kez soru daha farklıydı. Daha yumuşak, daha kırılgan.
İçimdeki Çatışma
Bir yanda bana öğretilenler vardı. Diğer yanda gözlerimin gördüğü gerçeklik. Bir taraf “hayır” dememi istiyordu, diğer taraf ise “bak, burada da insanlar var” diyordu.
Ben o an Allah’ı bir mekâna sığdırmaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu düşündüm. Eğer her yer O’na aitse, neden biz yerleri bu kadar ayırıyorduk?
Ama bu düşünceyi hemen bastırdım. Çünkü içimde büyümüş saygı duygusu, her şeyi sorgulamayı da korkutuyordu.
Bir Rehberle Kısa Bir Sohbet
Kilisenin çıkışında yaşlı bir rehberle karşılaştık. Yüzü güneşten yanmış, sesi sakindi. Bize bölgenin tarihini anlatıyordu. Ben ise bir ara dayanamayıp sordum:
“Burası… Allah’ın evi mi?”
Sustum. Soru havada asılı kaldı.
Adam bana uzun uzun baktı. Sonra gülümsedi. Cevabı direkt değildi ama içimde bir yere dokundu:
“İnsan nerede samimiyetle eğiliyorsa, orada ev hissi oluşur.”
Bu cümleyle birlikte içimde bir şey gevşedi. Ama tamamen çözülmedi. Çünkü bazı cevaplar düğüm çözmez, sadece düğümün şeklini değiştirir.
Yürürken bu cümleyi tekrar ettim: samimiyet… ev hissi…
Kayseri’ye Dönüş ve İçimde Büyüyen Boşluk
Eve döndüğümde Kayseri aynıydı. Sokaklar, binalar, market önünde bekleyen insanlar… Ama ben aynı değildim.
O gece defterimi açtım. Uzun süre boş sayfaya baktım. Yazmak istiyordum ama kelimeler ağırdı. Sonunda sadece şunu yazdım:
“Bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı büyütmek için var.”
Ama yine de içimdeki asıl soru duruyordu.
Kiliselerde Allah’ın evi mi?
Bu soruyu artık bir tartışma gibi değil, bir his gibi taşıyordum.
Gece Sessizliğinde Düşünceler
Gece yarısı pencereyi açtım. Erciyes’in silueti uzakta karanlıkta duruyordu. Şehir sessizdi. Sanki herkes uyumuş, sadece benim zihnim uyanık kalmıştı.
O an fark ettim: belki de mesele “ev” kelimesi değildi.
Belki de mesele, insanın nerede kendini yakın hissettiğiydi.
Ama yine de içimde bir direnç vardı. Çünkü “ev” dediğin şey sadece his değil, aynı zamanda inançla da bağlıydı. Ve inanç, bazen hislerden daha sertti.
İki Mekân Arasında Sıkışmış Bir Zihin
Büyürken öğrendiğim şeyler beni tek bir çizgiye sokmuştu. Ama hayat çizgilerden ibaret değildi.
Bir yanda cami vardı: tanıdık, sıcak, güvenli. Diğer yanda kilise vardı: yabancı, sessiz, farklı.
Ama ikisi de insanla doluydu.
İşte o an kendime kızdım. Neden her şeyi kategorilere ayırmak zorundaydım? Neden bir mekânı anlamak, diğerini reddetmeyi gerektiriyordu?
Ama bu soruların cevabı kolay değildi. Hatta bazen cevap yoktu.
Kalbimde Kalan Yankı
Kapadokya’daki o taş kilisenin içinde hissettiğim sessizlik hâlâ kulaklarımda. O sessizlik bana bir şey söylemedi ama çok şey hissettirdi.
Belki de bazı yerler cevap vermez. Sadece insanın içindeki sesi büyütür.
Ben o gün şunu fark ettim: sorularım değişmiyordu ama ben değişiyordum.
“Kiliselerde Allah’ın evi mi?” sorusu artık bir sınav değil, bir yolculuk gibiydi.
Sonra Anladığım Şey
Sitemizden Önerilen: İran'ın dili nedir ?
Zaman geçtikçe şunu fark ettim: insan bazen cevabı değil, arayışı büyütür.
Ben hâlâ net bir cümle kuramıyorum. “Evet” ya da “hayır” demek kolay değil.
Ama artık şunu biliyorum: bazı mekânlar sadece taş ve duvar değildir. İçinde insanın niyeti, kalbi ve sessizliği vardır.
Ve belki de en önemlisi, insan nerede gerçekten kendini bırakabiliyorsa, orada bir anlam oluşur.
Kayseri’nin soğuk gecelerinde hâlâ aynı soruyu düşünüyorum. Ama artık o soru beni korkutmuyor.
Sadece benimle birlikte yürümeye devam ediyor.