İçeriğe geç

Dünyadaki ilk kitabı kim yazdı ?

Dünyadaki İlk Kitabı Kim Yazdı?

Bir Günün Ardında Kalan Düşünceler

Kayseri’de güneşin yavaşça batışını izlerken, birden aklıma takılan soru, günün diğerlerinden farklı geçmesini sağladı. Dünyadaki ilk kitabı kim yazdı? Bu soru, her zaman duyduğum, hatta zaman zaman yüzeysel bir şekilde üzerinde düşündüğüm bir şeydi ama işte o an, içimdeki o merak, bir fırtına gibi büyüdü. Sadece tarihsel bir bilgi arayışı değildi; aynı zamanda geçmişin izlerini bugüne taşımak gibi bir arayıştı. Bu sorunun ardında bir şeyler vardı, bir anlam arıyordum.

Benim için kitap, sadece sayfalarda yazan kelimelerden çok daha fazlasıdır. O, bir duygudur, bir duvarın ardında saklı kalmış en derin hislerdir. Kitaplar, içsel bir yolculuğa çıkmak gibidir. Benim de günlüklerim gibi, her sayfa, bir dönüm noktası, bir keşif. Ama “ilk kitap” dediğimizde, o kelimenin anlamını derinden kavrayabilmek, insanın ne kadar evrildiğini görmek, yazarın dünyaya nasıl dokunduğunu anlamak istedim. Bir kitap, bazen sadece yazarını değil, tüm insanlığı etkileyen bir efsaneye dönüşür. Ya da bir anda kaybolur, zamanla silinir. Ama ilk kitabın sırrı, geçmişin izini sürmeye itiyor beni…

İlk Sayfa: Hep Aynı Sorular

Bunu bir tür içsel bir sorgulama gibi düşünün. Çünkü, işte burada, Kayseri’de otururken, kendimi ilk kitabın yazarı olma düşüncesiyle baş başa buldum. Sanki kaybolmuş bir zamanın içinde, antik harflerle yazılmış bir parça metni elime almışım gibi hissettim. Kimdi o ilk yazar? Yazan kimdi? Nerede, hangi koşullarda yazmıştı? Zamanın içinde hangi yüzler vardı?

Benim için her kitap, geçmişin kaybolan seslerinden bir yankıdır. Kitapları sevmenin, okumaktan çok daha derin bir anlamı var. Yazmak, bir tür çığlık gibidir. İçimdeki duygularımı dökmek, beni ben yapan düşüncelerimi ortaya koymak, insanlığın tarihiyle bir bağ kurmak. Bu yüzden, “ilk kitap” hakkında düşünmek beni hayal kırıklığına uğratırken, aynı zamanda heyecanlandırıyor. Belki de tarihe adını kazıyan yazar, sadece bir ad değil, insanlık tarihinin temellerini atan bir isimdi.

İlk Kitabın Yazarı: Hangi Yıldız Altında?

Tarihin en eski kitapları, ilk yazılı metinlerin tarihini düşündüğümüzde, karşımıza Mezopotamya çıkıyor. Babil, Ur, Uruk… Buralar, zamanın şairlerinin, yazıcılarının izlerini taşıyor. Mezopotamya’nın topraklarında beliren ilk yazılı kelimeler, eski Sümerler tarafından çivi yazısı ile yazılmıştı. Onların bu yazıyı yaratmalarındaki amaç, ticaretin, yönetimin, yasaların kaydını tutmaktan çok daha fazlasıydı. Bu yazılar, bir anlamda insanlık için ilk “kitap” düşüncesinin filizlendiği anları temsil eder.

Ama kimdi o ilk yazar? Kimin kalemiyle başladı her şey? Bu soruya net bir cevap vermek gerçekten zor. En eski yazılı metinlerden biri olan Epope of Gilgamesh (Gılgamış Destanı), Mezopotamya’nın kalbinde, MÖ 2100’lü yıllarda yazıldı. Gılgamış’ın maceralarını anlatan bu destan, tarihin ilk büyük eserlerinden biri kabul edilir. Ancak o dönemde “kitap” olarak adlandırılabilecek bir şey yoktu. Bu destan, taşlara, çivilerle yazılmıştı. O yüzden bir kitapla ilgili düşündüğümde, bu eserlerin hala bir “kitap” gibi olmadığını hissediyorum.

Çünkü, bir kitabın ruhunu taşımak, sadece yazının varlığını değil, o yazının insanı ve dünyayı anlatmasını gerektirir. Gılgamış, bir efsane olmasının yanı sıra, o zamandan beri insanlığın temel korkularını, arayışlarını ve umutlarını anlatıyor. Eğer bir kitap varsa, işte o zaman bu eserin ilk adımı atılmıştır.

Bir Hikâyenin Sözleri

Gecenin ilerleyen saatlerinde, Kayseri’nin serinliğinde balkonumda otururken birden hayalini kurduğum bir sahne belirdi zihnimde: Gılgamış’ı yazan o ilk yazar, taşın üzerinde çiviyle kelimeleri sırasıyla işaretlerken, elinde bir mum ışığının zayıf aydınlığında neler hissediyordu? Hangi hayal kırıklıkları, hangi umutlar vardı onda? Şüphesiz, yazmak onun için bir tür içsel özgürlük olmalıydı. Hangi duygularla, hangi içsel fırtınalarla yazdı o satırları? Kitap yazmak, bir ruhun çıplak hâliyle dışarıya çıkması gibidir. O ilk yazarın dünyasına dair hayal kırıklıklarım ve meraklarım, bir an için yerini derin bir hayranlığa bıraktı.

O an, sadece yazmanın değil, yazmanın geçmişteki halleriyle bile insanlık için ne kadar değerli bir şey olduğunu fark ettim. İlk kitap, ilk yazılı kelime, tarihsel bir kilometre taşıydı, ama aynı zamanda bir insanın kendini bulma yoluydu.

Son Söz: Kitap Yazmak, Bir Yıldızın Altında

İlk kitabı kim yazdı sorusu, belki de yalnızca bir tarihsel merak değildir. Her bir kelime, her bir satır, insanın içsel yolculuğunun bir parçasıdır. Benim için bir kitabı yazmak, her bir kelimenin duygusunu aktarmak, yaşamın içindeki anlamları aramak demekti. Kayseri’de yalnız başıma bu satırları yazarken hissettiğim duygular, belki de her yazarın ilk kitabı yazarken yaşadığı aynı duygulardır: korku, heyecan, belirsizlik, ama en önemlisi umut. O ilk kitabı yazan kişi kimse, muhtemelen o da kendisi için yazmıştı. Ve işte böyle, zamanın içinde kaybolan o ilk satırlar, bugün burada, yüreğimi açarak yazarken hissettiklerimi anlamamı sağladı.

Sonuçta, ilk kitap aslında tüm insanlığın yazdığı ilk kelimelerdir. Bir yazarın elleriyle taşlara yazdığı ilk harfler, belki de tarihin en derin sırrını içeriyor: İnsanlık, hep birlikte, zamanla yazdıkça daha derinleşiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort bonus veren siteler
Sitemap
betci